Kelâm atomculuğu bilime ne kadar uygun?

İslam coğrafyasında atomculuğun ortaya çıkışı ve benimsenmesi: İslam coğrafyasında rönesansın yaşadığı bir dönemde özellikle yunanca felsefi eserlerin tercüme edilip müslümanların felsefe ile karşılaması ile sorgulama faaliyetleri ve dini ve felsefi akımlar ortaya çıktılar. Bu atomculardan bir mezhep mutezile idi. Başlangıçta ehli sünnet kelamından bahsetmedik.Çünkü Sünni kelam okulu daha sonra kurulmuş ve kelâm sistemi genelsel dini inanışa sahip hanbeliler tarafından büyük ölçüde benimsenmemiştir. Mutezile mezhebi akıla büyük önem veren fakat nakli delilleri de tamamen geri plana atmayan batılı bazı oryantalistlerin ifadesiyle islamın rasyonalistleri olarak anılıyorlardı. 

Atomculuk fikrini islam coğrafyasında ilk defa itikadi meselelere dahil eden mezhep mutezile iken mutezili ilk kişi ebul hüzely el allaftır. Kendisi ayrıca mucizeleri temellendirebilmek için İNdeterminist görüş geliştirmiş ve İlahi irade taalluk etmediği sürece ateş pamuğu yakmaz demiştir.( Kaynak: diyanet islam ansiklopedisi.org) Atomculuk fikri ilk olarak antik yunanda ortaya çıkmıştır. O dönemde parmenides ve onun izinden giden elealı zenon evrendeki çokluk değişim ve hareket gibi şeylerin ilüzyon olup gerçekte olmadığını ve her şeyin birbirine bitişik tek şey olduğunu iddia ediyorlardı. İşte böyle bir felsefi anlayışın olduğu dönemde atomculuk bu radikal fikre karşı bir tepki olarak doğmuştur. 

Atomculuk evrendeki oluş ve bozuluşu atomların bir araya gelmeleri veya dağılmaları ile açıklar. Değişim hareket ve çokluk gerçektir der. Atomculuk kısaca: madde hareket uzay ve zamanın sonsuza kadar bölünmediği ve discrete (ayrık-munfasıl) discountinous(süreksiz) ve quantize(parçacıklı) olduğu bir fiziki ve felsefi teoridir. Atomculuğun linguistik temelleri gibi daha bir çok konuya değinebiliriz fakat yazıyı uzatıp okuyucuyu sıkmak istemiyoruz. Antik yunanda aristoteles atom yani bölünemez en küçük parça fikrini kabul etmenin süreklilik geometrisi ile çeliştiğini ve bunu kabul etmenin matematiği inkâr etmek manasına geleceğini iddia etti. Gerçekten de sürekli geometri de sonsuz bölünme esas olup varlık parçacıklı ve boşluklu olmadığı tamamen bitişik olduğu için atom gibi bir şeyin varlığı imkânsızdır. Fakat süreksiz - ayrık geometride sonsuz bölünme yoktur ve en küçük(minimum) birim vardır. 

İslam coğrafyasında islam filozofları atomculuğu savunan kelamcıları sürekliliği postulat olarak alan öklid geometrisi ile tenkid ettiler. Mesela atomcu bir kelamcı olan sonraki dönem Eşariyye Kelamcısı Fahreddin er Razi: atomculuğu kabul edenin geometri ilmini red etmesi gerekir demiştir. Fakat buradaki ifade biraz eksiktir. Tamamen bütün geometri ilmini red etmenin gerekmediğininin altını çiziyoruz. Süreksiz geometri eğer postulat olarak kabul edilirse en küçük birimin varlığını zorunlu olmaktadır. Alnoor dhanni kelam atomculuğu hakkında araştırma ve kitap veren bir isimdir. Kendisi kelamcilarin bazılarının atomu tıpkı dijital cihazlardaki piksellere benzeterek atomun küp şeklinde olduğunu ve 6 yönden birleşmeye elverişli olduğunu iddia etmelerinin aslında atom teorisini kelamcıların süreksizlik geometrisi üzerinden kabul edildiğine delil olarak göstermektedir. Nitekim modern dönemde loop quantum gravity teorisinde sürekliliği esas alan geleneksel öklid geometrisi veya rieman geometrisi değil süreksiz ayrık geometri esas alınır. 

Uzay en küçük ağlardan spin networktan oluşur. Zaman planck zamanı gibi en küçük değerde bölünmez şekilde kesintili sıçrama ile ilerler. Yani zaman aslında durmaz akar fikri bu durumda geçerli değildir. Zaman kesintisiz akmak yerine süreksiz sıçrama ile geleceğe doğru ilerler ve anlar birbiri ardına dizilir. Kelâm atomculuğu meselesine geri dönersek: Kelamcıların atomculuğu niçin benimsediklerine dair bir çok iddialar ortaya atılmıştır. Fakat benim şahsi kanaatlerim şunlardır: kelamcılar aslında evrenin ezeli olmadığını kanıtlamak istediler ve bu imkânı aristocu heyula fikrinde değil onun tam rakibi olan atom fikrinde buldular. Çünkü atom islam coğrafyasındaki adıyla cevheri fert veya cüzü la yetecezza madde hareket uzay ve zaman gibi unsurları ayrık fert izole birbirinden kopuk hale getirdiği için bu şeylerde Ontolojik olarak süreksizlik ortaya çıkmakta ve süreksiz fani bir varlığın da ezeli olması imkansız olup sonradan oluşan yani yoktan yaratılan bir yapı olduğu ortaya çıkmaktadır. Sonra kelamcılar atomların zati hiçbir niteliği olmadığını kabul ederek tabiat fikrine karşı çıkıp adet teorisini benimsemişler ve mucizenin imkânını savunmuşlardır. 

Gerçekten de atomik bir ontolojide mucize kavramı mümkündür. Çünkü atomik kesintili bir ontolojide sabit bir öz yoktur sistem her an yenilenir ve güncellenir. Bir şeyin sabit bir özü yoksa o özden kaynaklanan sabit bir davranışı da olamaz. Yani bu bağlamda Atomculuk fikrinin tabiatçılık ve zorunlu doğal nedensellik fikri ile sorun yaşadığını söylemek hiçte yanlış olmayacaktır. Nitekim doğal nedenselliği red edip occasionalist olan adet nazariyesini benimseyen kelamcilarin katı bir atomculuk tarafları olmaları da bir tesadüf değildir. Fakat genelde kelamcilar atomu boyutsuz bir şey olarak görürler tıpkı geometrideki nokta gibi. Atomu boyutsuz kabul etmelerindeki maksat atomu hayalde zihinde bile bölünemez hale getirmektir. Böylelikle kelamcilar zihnen bile bölünemez bir şey fiilen asla bölünemez diyebilme hakkını bulup ve hayal edilebilen her şey mümkündür dedikleri tecviz ilkeleri ile tutarlı olmaktadırlar. Nedir tecviz ilkesi: evrendeki hiçbir şeyin zorunlu olmayıp sadece olumsal olduğu iddiasıdır. Sözgelimi ateşe dokunan bir pamuğun yanması aklen zorunlu değildir Allah Teâlâ dilerse ateşle pamuk temas edince yakmayı ve yanmayı yaratmaz ve pamuk yanmaz. Böyle bir tabiat anlayışında Hz İbrahim peygamberin ateşe atılıpta yanmaması gibi olağan üstü alışkanlık üstü harikulade olayı açıklamak bariz bir şekilde kolaydır. Şimdi asıl meseleue giriyoruz: Bu meselede referans olarak Prof. Mehmet bulğen hocanın doktora tezini kaynak olarak gösteriyorum.

Teze ulaşmak isteyenler googleye girip " klasik dönem kelâm atomculuğunun modern kozmoloji açısından değerlendirilmesi" diye yazıp Tez yök sitesinden indirip okuyabilir. Kelam atomculuğunun en büyük iddiası aslında her şeyin teorisi olmasıdır. Evrendeki her şey ayrık ve süreksiz ve sonlu sayılabilir hale getirmektedir. Bugün zaten kuantum alan kuramı ile genel görelilik teorisi arasındaki uyumsuzluk ve bundan doğan çatışma da tam olarak budur. Kuantum alan kuramında madde ve arasındaki kuvvet taşıyıcı parçacıklar süreksizlikle açıklanır iken genel görelilik teorisine sadık kalınarak uzay ve zamanda süreksizlik ile değil süreklilik ile açıklanmaktadır. Süreksizlik sonlu bölünmeyi gerektirir iken sürekli oluş ise sonsuz bölünmeyi gerektirir. Peki madde ve enerji quantize iken uzay ve zaman nasıl quantize olmaz?

 İşte bu sorunu çözmek için birleşik kuramlar ortaya atılmıştır. Bütün birleşik kuramların ortak özelliği uzay ve zamanı tıpkı kelamcilar gibi süreksiz ve sonlu bölünen parçacıklar yani graviton ile açıklamaktır. Gravitonlar teorik olarak öngörülür fakat henüz deneysel olarak gözlemlenmemiş olmaları bir problemdir. Unutmayın fizikte son sözü akıl değil deney söyler. Zaten fizik ancak deney ve gözlem ile gelişir. Akılla hipotezler ortaya atılır ve deneysel olarak test edilerek ya hipotez doğrulanır ya da yanlışlanır veya eksikliği varsa tamamlanır. Antik Yunana geri dönecek olur isek: Aristoteles madde hareket uzay ve zamanın varoluşsal doğalarının aynı olduğunu bu sebeple maddeyi süreksiz ve atomik kabul edersek evrendeki diğer tüm unsurları da aynen böyle kabul etmemiz gerekir demiştir.

Kelamcilarda aristonun bu madde ile hareket uzay ve zaman arasında uyum olması fikrine katılmakla birlikte bu meselede atomculuğu benimseyerek aristonun tam tersi istikamette gittikleri ise gayet açıktır. Hatırlarsak elalı zenon yarıya bölme(Dikotomi )paradoxsunu ortaya atarak sürekli ve sonsuz bölünebilir bir evrende hareketin imkansız olacağını savunmuştu. İşte bu paradox atomcu Kelamcılar için bir fırsat olmuştur. Çünkü atomcu sistemde mesafe sonsuza kadar bölünemez bir yerde bölünme durur mesela planck uzunluğuna gelirsiniz. 

Daha alt mesafe yoktur bu sebeple mesafe sonsuz değil sonludur. Sonlu zamanda sonlu mesafeyi geçmekte mantıksal olarak mümkündür bu sebeple hareket ilüzyon değil gerçektir. Fakat bu atomcu mesafe görüşünün de şöyle bir bedeli vardır: hareket sürekli ve pürüzsüz kayma olayı değil süreksiz sıçrama adeta teleport ( ışınlanma) dır. Diğer bir deyişle cisim önceki konumda tamamen yok olup sonraki konumda yeniden yaratılır. Bu yaratıcı ise dikey yani doğaüstü bir sebeptir ki bu hareket ettirici ise kelamcılara göre Tanrıdır.Tıpkı kuantum fiziğinde bir elektronun aradaki mesafeyi zaman ve mekan içinde olmadan süreksiz bir şekilde sıçrayarak hareket etmesine benzemektedir. Vel hasılı kelam eğer loop quantum gravity teorisini ve ayrık geometriyi esas alırsak kelam atomculuğu modern bilimle birebir uyumlu hale gelecektir. Fakat aristocular mesela ibn rüşd gibi veya islam filozofları ibn sina veya Farabi tusi gibi düşünür isek genel görelilik teorisinde olduğu gibi uzay ve zamanı sürekli ve sonsuz bölünebilir bir yapıda kabul etmemiz gerekir. Fakat elealı zenonun meşhur ok paradoxsu ise atomik kesintili bir ontolojide hareketin imkansız oluşunu anlatır. Şöyle ki: zaman bölünmez quantize anlardan oluşuyor ise atılan ok her anda bir yerdedir. Bir yerde olan şeyde hareketsizdir. O halde ok her anda tek bir yerde olduğuna göre ok aslında her anda hareketsiz durağandır. O halde hareketsiz anların toplamından hareketlilik nasıl çıkar? Bunu şuna benzetebiliriz: bir slayt gösterisinde görüntüler donuk fotoğraflardır ama ard arda oynatılınca hareket ortaya çıkar. Zaten dijital cihazlarda her kare aslında donuktur ama ard arda yenilenince donuk değil gibi görünür. Yani atomik ontolojide hareket sürekli kayma  değil bir konumda yok olup başka konumda yoktan yaratılma durumudur.

Fizikçi max planck mor ötesi felâket sorununu enerjinin süreksiz nicelik olduğu ve bölünemez en küçük paketler(quantum) halinde salınıp emildiğini keşf edince süreksizlik ile atomculuk bilimde bir karşılık buldu. Bu öyle zanni bir şey değil bizzat deneysel olarak kesin olarak kanıtlanmış bir şeydir ve planck sabiti de böyle keşfedilmiştir. Enerji planck sabitini tam sayılı ayrık katları halinde emilip soğuruluyor. Planck sabitinin 1,5 katı veya yarımı gibi bir enerji söz konusu değildir. Sistemdeki enerji daima planck sabitine oranlı olarak tam sayı çıkar. Bu durumda tam da yüzyıllar önce atomculuk ile süreksizliğe karşı çıkan ibn rüşdün öngördüğü şekilde nesneler reel sayılarla değil ayrık doğal sayılar ile tasvir edilmeye başlandı. 

Benim yorumum şudur: Süreklilik fikrini kabul edince morötesi felâket sorunu ortaya çıktı ve sorun süreksizlik ile çözüldü.Ayrıca ışığın süreksiz bölünemez foton adı verilen parçacıklar halinde kesikli olduğu da kanıtlanmıştır. Bence artık doğayı analog sürekli değil tıpkı piksellerden oluşan simülasyon gibi dijital ,süreksiz ve atomik bir sistemle açıklamak doğrudur. Madde ve enerji quantize ise uzay ve zamanda aynen böyle olmak zorundadır diye düşünüyorum. Yazımızı buraya kadar okuyan kimse varsa ona çok teşekkür ederiz. Umarız ki İnşaallah hakikati gerçekten arayan zihinler perdeleri aralar ve gerçeği bulurlar. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar