TANRI'NIN VARLIĞI VE ASTRONOMİK DELİLİ! 1
Herkese merhaba biliyorsunuz ki bir teist olarak tarafımızı, temelimizi oluşturmaya Tanrının varlığını delillendirrerek başlamalıyız. Ki buna bizzat misafiri olduğumuz uçsuz bucaksız, derinlerinde gizemler yatan, keşfettikçe heyecanı doruklandıran ve arkasında bir kudretin var olduğuna inandığımız biricik evrenimiz ile başlamalıyız. Evrenimizin içinde oldukça farklı safhada deliller mevcut biz buna bilim dalları olarak adlandırıyoruz; ve bunları daha önceki gönderilerimde sizlere sunduğum gibi Biyology, Fizik, jeoloji, Kimya, Matematik, vs anlayacağınız bunlar farklı alanlarda tek bir şeyi işaret eden birer aracılarımızdır. Bu konular hakkında yazı yazan sayfa var mı? varsa bilmek isterim bu kadar istekli ve objektif olup inancının peşinden koşan biri! Neyse yazımıza geçelim bu bilgiler kaçmaz iyi okumalar:
Yeryüzünün olağandışı hiçbir yönü yoktur. Sıradan, mütevazı, hiçbir istisnai özelliği olmayan önemsiz bir yıldızın etrafında amaçsızca dönen bir kaya parçasıdır. Müteveffa Carl Sagan'ın ifadesiyle ''kendisini çevreleyen büyük bir kozmik karanlıkta yalnız bir noktadadır. Yani sayın okuyucular anlayacağınız üzere yaşadığımız bu dünya objektif alanda bir amacı olmayan, yaşamı oluşturmak için hiç bir gerekliliği olmayan, kendi kafasına göre dönen bir kara parçasıdır diyor.
Gezegende yaşamın oluşması gerçeği de istisnai bir durum değildir. Bize söylendiğine göre evrendeki on katrilyon yıldız arasındaki sayısız yerde her tür yaratık bol bol bulunmaktadır. Bazı bilim adamları on trilyona varan gelişmiş medeniyet bulunduğunu hesaplamaktadır.
Nobel ödüllü Arno Penzias: Astronomi bizi benzersiz bir olaya, yoktan yaratılan bir evrene, yaşamın var olması için gerekli bütün şartları sağlayacak çok hassas dengeye sahip bir evrene ve altında yatan bir plana (''doğaüstü'' denilebilecek bir plana) sahip bir evrene götürüyor.
Diğer gezegenlerde su keşfedilse bilim adamları hemen yaşamın var olduğuna dair spekülasyonlar ortaya atıyor. Onlara göre bizim gezegenimiz gibi basit bir yerde yaşam oluşuyorsa diğerlerinde de oluşur kafasındalar varsayım dır yani. Kısacası, yeryüzünün hiçbir ayrıcalıklı statüsü yoktur. Polonyalı bilim adamı Nicholas Copernicus, uzun süre önce bize yerimizi göstererek, aşırı derecede şişen egomuzun havasını indirdi: ''Evren bizim etrafımızda dönmüyor; bizler uçsuz bucaksız Samanyolu'nun önemsiz bir banliyösündeki çiğnenmiş bir yolun kıyısındaki sıradan bir köyde yaşıyoruz.
Astronom George Greenstein: Kanıtlar incelendikçe, bir üt doğaüstü aracının -daha doğrusu Aracı'nın- bu işe dahil olmasının zorunlu olduğu düşüncesi belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Farkında olmaksızın, bir Üstün Varlığın varlığına dair bilimsel kanıtlara parmak basmış olabilir miyiz? Sahneye çıkan ve bütün kozmosu bizim için hikmetle süsleyen, Tanrı mıydı?
TAM YERİN'DE TAM ZAMANIN'DA
Artık yeryüzünün her şey olabileceği ama asla sıradan olamayacağı, Güneş'imizin vasatlıktan çok uzak olduğu ve hatta gezegenimizin galaksideki yerinin bile tuhaf bir biçimde tam da olması gerekli olan yer olduğu ortaya çıktı. Evrenin, gelişmiş medeniyetlerin çiçek açtığı bir sera olduğu fikri, yeni bilimsel keşifler tarafından bir kenara atılıyor. Kısacası, yeni bulgular bizim çok özel olduğumuzu gösteriyor. Gittikçe daha çok sayıda bilim adamı, yeryüzünde akıllı bir yaşamı mümkün kılan olağanüstü ''raslantılar''ın akla durgunluk veren birleşimini araştırıyor ve bunun bir tesadüf olamayacağı sonucuna varıyor. Geçen bölümde incelediğimiz fiziksel hassas ayara benzer bir şeyin, yaşamın hassas ayarının, yaşamı var eden tasarımın işaretlerini görüyorlar.
Aslında saygın bir araştırmacı şöyle diyordu: ''Potansiyel olarak (tasarım, yaratılış) hipotezini çürütmesi beklenen yeni kanıtlar, onu doğruladılar'' . Bir kez daha, bilimsel kanıtların bir yaratıcının varlığına işaret ettiğini görüyoruz.
Rare Earth adlı bu eserde ''Bırakınız gelişmiş bir yaşamı, en basit hayvan yaşamı bile galaksimizde ve evrende son derece nadirdir.'' görüşünü çok çeşitli bilimsel disiplinlerden kanıtlar eşliğinde sundular. Onlar incelemeleri sonucunda, ''yeryüzünün gerçekten de nadir bir yer olduğu'' sonucunu ''kaçınılmaz gördüler.
Bilim editörleri Jimmy H. Davis ve Harry L. Poe: ''Yeryüzü şimdi artık milyonlarca gezegenden birisi olmak yerine, özel bir gezegen olarak görülmekte.'' diyor ve ekliyorlar: Elde edilen bilgiler dünyanın belki de 'doğru zamanda doğru yerde' bulunan tek gezegen olabileceğini göstermektedir.
TASARIMIN CESUR'LUĞU
Dünya'nın yeri, boyutları, kompozisyonu, yapısı, atmosferi, ısısı, içsel dinamikleri ve hayat için zaruri olan karmaşık döngüsü -karbon döngüsü, oksijen döngüsü, nitrojen döngüsü, sülfür döngüsü, kalsiyum döngüsü, sodyum döngüsü vs.- gezegenimizin ne kadar mükemmel ve kıymetli bir dengeye sahip olduğunu kanıtlamaktadır.
Ulusal Bilimleri Akademisi'nden Frank Press ve Harvard Üniversitesi'nden Raymond Siever: Atmosferin nasıl bir yandan zararlı ultraviyole ışınlarını süzerken, öbür yandan okyanuslarla birlikte solar enerjiyi depolayıp yeniden dağıtarak iklimi ılımlaştırdığına, Dünyanın nasıl yerçekimi atmosferi tutacak kadar büyük, ama çok fazla zararlı gaz tutmayacak kadar küçük olduğuna dikkat çekiyorlar. Sonra Dünya'nın içini şu şekilde tanımlıyorlar:
Radyoaktivitenin ateşlediği dev ama çok hassas dengeye sahip bir ısı motoru... daha yavaş çalışıyor olsaydı... kıtalar şimdiki haline gelemezdi... Demir hiçbir zaman erimeyebilir ve sıvı çekirdeğe batabilirdi. Manyetik alan hiçbir zaman oluşmazdı... Eğer daha fazla radyoaktif yakıt olsaydı ve bu yüzden motor daha hızlı çalışsaydı, volkanik küller Güneş'in ışığını kapatacaktı; atmosfer aşırı derecede yoğun olacaktı ve yeryüzü günlük depremler ve volkanik patlamalarla sarsılacaktı.
Biyosferimizde yaşam için bu tür yüksek koreografiye sahip Jeolojik süreçlerin -ki bunlardan çok sayıda var- hassas biçimde var olmaları gerekiyordu. Tüm bunlar hayretten ağzımı açık bırakmıştı. Daha da ilginç olanı, bunların ardındaki ''neden'' sorusuydu. Bütün bu hayret verici ''rastlantıların'' hepsi nasıl açıklanabilirdi?
Evrenin düzenli ve hassas olduğuna en büyük delillerden biri ise bilim yapa bilmemize olanak sağlayan yasalar: Dünya'nın, güneş sistemimizin, Güneş'imizin her yönüyle işsiz olduğunu düşünmemeliyiz. Eğer evrendeki her yerde farklı bir yerçekimi yasası bulunsaydı ya da atomlar farklı bir kütleye sahip olsaydı, bilim yapamazdık.
OBJEKTİF BİLİM
Evrenin bizim yaşamımıza katkıda bulunması için var olduğu gerçeğini ispatlamak için Richards ve Gonzalez bir proje başlattı, ve kanıtlar bulmak için işe koyuldu: Evrendeki, galaksimizdeki, güneş sistemindeki yerimizin ve aynı zamanda Dünya'nın boyutları ve dönüşünün, Ay ve Güneş'in kütlesinin ve benzerlerinin -yani bütün faktörler dizininin- Dünya'yı yaşanabilir bir gezegen yapmak için hayret verici bir tarzda bir araya gelerek işbirliği yaptığını bulduk.'' dedi Gonzalez. ''Ve bunun da ötesinde, Dünya'da akıllı bir yaşamın var olmasına izin veren aynı şartların, ayrıca evrenin gözlemlenmesi ve analiz edilmesine de tuhaf bir şekilde uygun olduğunu gördük.''
Richard ekledi: ''Ve bunun bir rastlantı olmadığına inanıyoruz. Aslında evrenin keşfedilmek üzere tasarlanıp tasarlanmadığı sorusunu gündeme getiriyoruz.''
YAŞAMIN GEREKLİLİKLERİ
Dünya'nın jeolojisi ve biyolojisi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yaşamı gezgen jeofiziksel ve meteorolojik süreçlerinden bağımsız düşünemezsiniz. Bunlar birbiriyle çok yakın biçimde etkileşime girerler. Bu yüzden yaşam için yalnız doğru kimyasallara değil, ayrıca doğru ayarlanmış bir gezegen ortamına da ihtiyacınız vardır. Bilim adamları mars gibi platolar oluşturan, sözde insanların yerleşmelerine uygun bir ortam yaratmak için düzen hayal ediyorlar.
Bu çok güç müdür? diye sordum.
Elbette. Tektonik katmanlardan karbondioksit döngüsüne uzanan bir manyetik alan var. Süregiden yaşamın, gezgenle çok karmaşık ve çeşitli etkileşimleri mevcuttur.'' dedi. Richards söze karıştı: ''İnsanlar genellikle bir tohum ektiklerinden ve o tohum büyüdüğünden, yaşam için doğru ortamı yaratmanın çok kolay olduğunu sanırlar; ama bu yanıltıcıdır. ''Bunun en iyi örneği bazı kimselerin bir kaç yıl önce Arizona'da inşa ettikleri havadan izole edilen biyosferdir. Yaşama uygun, kendi kendine yeter bir ortam yaratmanın oldukça kolay olacağına inanıyorlardı, ama bu sistemin çalışması için çok zaman harcadılar''.
Ama bazı çok ağır şartlar altında da yaşam var olabiliyor'' dedim, ''örneğin derin denizdeki termal akıntılarda yaşayan yaşam formları var. Oksijen ya da geniş çevreden herhangi bir özgün yardıma ihtiyaç duyuyor gibi görünmüyorlar.''
''Aksine'' dedi Gonzalez; ''orada oksijene ihtiyaç duymayan tek şey metan soluyan bazı mikroorganizmalardır. Ama daha büyük organizmaların metabolizmalarını Regüle edebilmek için değişmez bir şekilde oksijen solumaya ihtiyaçları vardır. Oksijen yüzeydeki yaşamdan ve deniz yosunlarından gelir. Oksijen okyanusa karışır ve dip sulara aktarılır. Bu yüzden o organizmalar da yüzeyle ve gezegenin genel ekosistemiyle doğrudan bağlantılıdırlar.
M13'ÜN DÜŞMAN DÜNYASI (TAKIM YILDIZI OLARAK ALANDIRILAN YILDIZLAR)
Hepimiz düşünmüşüzdür değil mi dünyada yaşam var evet, ama başka gezegenlerde yaşam olma ihtimali olamaz mı? Bu soruya cahil ateistler (Prof:Diamond Tema) gibi felsefi boş spekülasyonlar ile cevap vermeyeceğim.
Problem şudur ki o bölgedeki bir yıldız da yaşam ihtimali sıfır ise, bölgedeki geri kalan bütün yıldızlardaki yaşam ihtimali de sıfır olacaktır.'' Sıfır mı? dediniz diye duyar gibiyim; evet sıfır ''O takımyıldızlarda çeyrek milyondan fazla yıldız var. Bunlardan hiçbirinin yaşam içeren gezegene ev sahipliği yapamayacağını mı düşünüyorsun hocam der gibisiniz? Bakalım Gonzalez görüşünü savunmayı sürdürdü: ''Bir takım yıldız grubu bütün galakside herhangi bir yaşam formu hayal edebileceğimiz en son yerdir.
Neden?
İki nedenle. Birincisi; takım yıldızlar galaksimizdeki en antik cisimlerdir. Aşırı derece yaşlandıkları için yıldızlarında ağır element -karbon, nitrojen, oksijen, fosfor, kalsiyum ve benzerleri yoğunluğu azdır. Bunun yerine neredeyse tamamen hidrojen ve helyumdan oluşurlar. Buna karşın yeryüzü demir, oksijen, magnezyum ve silikondan oluşur. Bunlardan sonra da sülfür gelir.
İkinci sorun ise, takım yıldız kümelerinin yıldızlarla çok yoğun bir biçimde dolu olmasından dolayı aralarında istikrarlı, yuvarlak yörüngelerin bulunmasına izin verememesidir. Yıldızların yerçekimleri, hipotetik gezgeni soğuk ve sıcak aşırı uçlarına çekecek eliptik yörüngelere yol açacak; bu da yaşamı imkansız kılan bir durum yaratacaktır.
YAŞANABİLİR BÖLGE
Yaşana bilirlik açısından, mümkün olan en iyi yerdeyiz.'' dedi Gonzalez. ''Çünkü yerimiz bize yeryüzünü inşa edecek blokların oluşumunu sağlıyor, bu arada yaşama yönelik tehditler de düşük düzeyde. Gerçekten galakside bizim yerimiz kadar yaşama dost başka bir yer söyleyemem. Bazen insanlar galaksinin herhangi bir yerinde olabileceğinizi söylüyor. Ben diğer bölgeleri -spiral kolları, galaksi merkezlerini, takımyıldızları, disk kenarlarını- inceledim. Bunların hepsi yaşam için çok daha kötü şartlara sahip. Bulunduğumuz yerden daha iyi bir yer düşünemiyorum.
BİRBİRİNİ KOLLAYAN DÜZEN
Örneğin, Dünya'nın yörüngesi neredeyse mükemmel bir daire. Dünya büyüklüğünde bir gezegen daha eksantrik bir yörüngeye sahip olması halinde dev gaz gezegenlerden herhangi birine karşı daha duyarlı olacaktı. Dünya benzeri gezegenin kendi yörüngesi etkilenecek ve bu yörünge daha az dairesel hale gelecek; bu nedenle de gezegeni tehlikeli yüzey ısısı değişimlerine maruz bırakacaktı.
Peki, öyleyse, eğer Jüpiter daha eliptik bir yörüngeye sahip olsaydı Dünya dairesel bir yörüngeyi koruyamayacak, istikrarlı bir ısıyı ve onunla birlikte gelen tahmin iklimi sağlayamayacak mıydı?
Evet, doğru aslında yaklaşık dairesel olan yörüngemizdeki en küçük değişiklik bile, gezegenin yüzeyindeki ısı değişimleri nedeniyle buz çağına neden olacaktır. Bizler oldukça istikrarlı bir ısıyı koruyabilmek için mümkün olduğu kadar dairesel bir yörüngeye sahip olmalıyız. Bunu koruyabilmemiz nedeni Jüpiter'in yörüngesinin çok eliptik olmaması ve bu yüzden bizim yuvarlak yörüngemizi bozmakla tehdit etmemesidir.
İnstagram: @objektifdusuncex
(İLERİ OKUMALAR VE KAYNAK)
Denton, Michael, Nature's Destiny , The Free Press, 1998
Gonzalez, Guillermo ve Jay Wesley Richards, The Priveleged Planet, Regnery, 2004
Jastrow, Robert, God and the Astronomers, New York: W.W. Norton, ikinci baskı, 1992.
Sampson, Philip, Six Modern Myths, InterVarsity, 2000.
Ward, Peter ve Donald Brownlee, Rare Earth, Copernicus, 2000.
Mükemmel 🥰☪️
YanıtlaSilTeşekkürler kardeşim
SilÜst düzey bir şey bu
YanıtlaSilTEŞEKKÜRLER
Sil