Kelâmda arazların bekası meselesi: Süreksiz zaman teorisi ve Hudus delili ;
Araz islam filozofları tarafından: bir konuda bulunan mahiyet diye tarif edilmiştir. Fakat Kelamcılar arasında arazın tarifi hakkında ihtilaflar vardır. Yangın araz tarifi şudur: araz bir cevherde(öz) varlıkta bulunan bir sıfattır/nitelik/vasıflır. Mesela cisim hareketlidir dediğimiz de cisim cevher hareket ise bu öz olan cisimin nitelendiği bir ozelliktir. İslam kelâmında uzun zaman tartışılmış olan bir şeyde araz denilen bu varlıkların varlığının baki(sürekli) mi yoksa fani(süreksiz) mi olduğu meselesidir. Geleneksel ehli sünnet kelamında arazların ardışık iki zaman atomu müddetince varlıklarını sürdürmeleri imkânsız kabul edilir. Özellikle tecdidi araz(araz yenilenmesi) teceddüdü emsal ( benzerlerin yenilenmesi ) halkı cedid(yeniden yaratma) hudusu daimi(sürekli oluş/oluşma) gibi kavramlarla ifade edilen sürekli yeniden(yoktan)yaratma teorisi özellikle Eşariler tarafından şiddetle savunulmuştur. Hatta öyle bir teolojik ilke haline gelmiştir ki eşariler kulların fiilerini açıklar ikende arazların yenilenmesi teorisini bu alana uygulamışlardır. Allah kulda fiilin varlığa çıktığı esnada bir güç arazı yaratır ardından da adeten fiili yaratır. Fiil(meful) ile kulun kudreti arasında bir nedensellik faillik ilişkisi yoktur. Sadece eserle kulun kudreti varlıkta beraberdir.(korelasyon)
Eşariyyenin kesb teorinin ne olduğunu başka bir yazıda özel olarak ele alıp tenkide bile tabi tutmayı isterim fakat konumuz bu değildir.
Kelamcıların arazların bekası olmadığına dair bir takım gerekçeleri vardır: bunlardan ilki şudur: arazlar eğer baki olsalardı beka arazı ile nitelenirlerdi. Bu durumda arazın araza kaim oluşu gerekirdi. Klasik dönem kelamında arazın arazı taşıması muhal kabul edilir. İkinci gerekçe: Arazlar eğer baki olsalardı yok olmaları muhal olurdu. Çünkü baki olan şey sabittir ve sabit olanda yokluğa düşmez. Oysa arazların yok oluşu mümkündür o halde arazlar sürekli değildir.
Bazı mutezili kelamcılar bazı arazların iki zamanda kalıcı(baki) ama bazılarının iki zamanda geçici (fani) olduğunu iddia ettiler. Fakat hangi araz türü devam etmeyi becerir hangisi bunu başaramaz bunu isbat için Herhangi bir dayanakları ve delilleri yoktur. Sünni kelamcılar bütün arazları süreksiz kabul ederler. İstitaat arazı baki olmadığı için kudret fiilden önce değil fiille varlıkta beraberdir bu nedenle kul fiilinin yaratıcısı ( faili ) değildir.( Eşariyye görüşü) Mutezile ise kul faildir diyebilmek için hadis kudretin baki olduğunu klasik süreksiz atomcu görüşle çelişmek.pahasına kabul etmiştir. Eşariler ise çoğunlukla hadis kudretin hiçbir nedensel etkisi ve eseri olmadığı görüşündedir.
Arazların sürekli olmadığına dair bu gerekçelerin içinde en güçlü olan şudur: Atomcu kelâmcılar zamanı sürekli bitişik(muttasıl) ve sonsuza kadar bölünebilir değil , süreksiz ayrık(munfasıl) ve sonlu bölünen bir nicelik olarak kabul ederler. Zaman kesintili bir şekilde ard arda dizilen anlardan oluşur. Zamanın süreksiz olması arazların ardışık iki zaman atomunda varlıklarının devam etmesini muhal(imkânsız) kılar. Atomcu kelamcıların çoğuna göre Allah cevherleri(cisimleri) yok etmek isterse onlarda arazları yaratmaz ve arazlar yok olunca cisimlerde yok olur. Çünkü cismin araz olmadan varolması muhaldir. ( Şerhul mevakıf kitabında yazan tarif ve kelam araştırmaları dergisinde yazan bilgi budur kaynaklar bunlardan ibarettir.)
Zamanın süreksiz atomik oluşu zamanın daha küçüğe bölünüp parçalanamayan anlardan oluşan ayrık süreksiz nicelik oluşu demektir ve her an birbirinden tamamen kopuk bağımsız birer varoluş karesidir. Şöyle ki; uzayın küçük parçalardan oluşması, her şeyden önce parçalar arasında boşlukların, daha doğrusu yokluğun (uzayın yokluğu) olduğu anlamına gelecektir. Aynı şekilde zamanın tanecikli(quantize) yapıda olması, yani çok küçük (örneğin Planck zamanı kadar) zaman dilimlerinden (yapı taşlarından) oluşması, peş peşe anlık “zaman-zamansızlık” veya "zaman var-yok" süreçlerinin (kesikliklerin) yaşandığı şeklinde yorumlanacaktır. Zaman, küçük dilimlerden oluşan bir şerit ise, bir dilimden diğerine geçildiğinde arada zamansızlığın olması gerekecektir, çünkü zamanda dilimler (anlar) arasında boşluklar yoksa ve zaman bir bütünse, ona kesintili demenin anlamı yoktur. Uzay, zaman ve madde birbirinden bağımsız olamayacağından, zamanı oluşturan her dilim arasında, yani zamansızlık anında evrenin, yanıp sönen bir lambanın ışığı gibi
“bir var, bir yok olması” gerekir.
Bu durum ise kaçınılmaz olarak şu iki soruyu beraberinde getirecektir:
1. Yok oluş anında evrenin bir önceki anının tüm bilgileri bir sonraki ana nasıl taşınmaktadır?
2. Evrende zamanın kesikliğinden dolayı "bir var - bir yok" süreci yaşanıyorsa, evren her şeyiyle yok olduğu bir durumda, onun tekrar var olmasını sağlayan şey nedir?
Bu iki soruya da yine evrenin kendi içindeki bir şeyle cevap verilemez, çünkü o anda bir bütün olarak evren zaten yok olmuş haldedir! Yok olan bir şey de kendi kendisini yokluktan varlığa çıkaramayacağına göre; o halde yok olduğu anda evrenin tüm bilgisini sistematik bir şekilde sonraki aşamaya aktararak bir bütün olarak tekrar varlık alanına çıkaracak bir varlığa ihtiyaç vardır. İşte kelamcılara göre O varlık evrenin dışında ki varlık olan Allah'tır.(.kaynak: prof. Mehmet bulğen. Klasik dönem kelam atomculuğunun modern kozmoloji açısından değerlendirilmesi doktora tezi)
Yani kelamdaki süreksiz atomik zaman fikri bütün olarak cevherler ve arazlarla beraber topyekûn âlemin sonradan yaratılıp sonra kendi kendi kendine devam etmediğini aksine Allah'ın her an evreni tekrar tekrar ard arda çok hızlıca yaratması dan dolayı evrenin varlığının gelecekte varolduğunu iddia ettiler. Kelam hudus delili sadece evrenin geçmişte bir kere başlangıcı olduğunu iddia etmez. Bize yıllarca hudus delilini eksik anlattılar. Hudus deliline göre Tanrı alemi sürekli yaratır. Eğer bir an bile yaratmayı keserse her şey tamamen mutlak yok olur.




Yorumlar
Yorum Gönder