Occasionalism ( Vesilecilik ) Nedir? Yöneltilen tenkidler: Occasionalism Bilimsel faaliyete engel midir?
Occasionalism : Vesilecilik
Occasionalism ilk olarak islam coğrafyasında müslüman düşünürler ve Teologlar tarafından ortaya atılmıştır. Batı felsefesindeki ismiyle occasionalism, ara nedencilik(occasional cause) olarak adlandırılır. Vesilecilik kısaca şudur: Yaratılmış mümkün varlıkların nedensel etkileri yoktur. Doğadaki nesne ve olaylar birbirlerinin Failleri değildir. Hakiki Etken ve Fail yalnızca Allah'tır. Allah âlemi yarattı ve bıraktı diye bir fikir occasionalismde yoktur. Allah her şeyi her an tekrar tekrar yeniden sürekli yaratmaktadır. Bu İlahi yaratma ise tamamen keyfi ve kaotik olmayıp bir düzen ve örüntü içinde sürer. Sözgelimi Yüce Allah ateşle pamuk temas edince yakma ve yanma olayını o anda izni ve iradesinden geçirir ise yaratır.Yaratmanın belli bir düzende devam etmesi Adetullah olur. Mucize ise adetin çelişiği olan harikul ade olaylara denir. Büyük eşari Kelamcisi Cürcani şerhul mevakif kitabında: Adetsel olanın çelişiği mümkündür ama imkânın vukusu vukunun imkânını gerektirmez demiştir . Bu nedenle madem mucizeler mümkün illa gerçekleşmesi lazım neden olmuyorlar demek doğru değildir.Böyle tabiat bir anlayışında Hz. İbrahim peygamberin ateşe atılıpta yanmaması gibi olağanüstü olayı/olayları açıklamak mümkündür. Ateş ve pamuk örneği mutlak vesileci Eşariler tarafından sıklıkla kullanılan klasik bir misaldir. Gazaalinin tehafüt kitabında mucizelere dair kısmında verilen örnek ve tartışılan konuda tam olarak budur. Occasionalism inancını başta cehmiyyeye mensup alimlerle Eşariyye sufiyye gibi ekoller radikal olarak savunurlar. Maturidiler de vesileci olup biraz daha yumuşak mutedil olarak bu fikri savunuyorlardır. Eşariler ile Sufilere göre Tek Fail Allah iken maturidilerde tek fail Allah değildir. Allah her şeyin Yaratıcısı olup Kulların fiilerini de ihdas eder fakat fiili yaratan her ne kadar Tanrı olsada Fail insanın kendisidir. Eşariler ile Sufiler ise Fail ile yaratıcıyı aynı kabul ettikleri için onlara göre Allah'tan başka Yaratıcı olmaması başka Fail olmaması manasına gelir. Eşariyye,Sufiyye ve Mutezile Fiili yaratan ile fiili yapana arasında maturidiler gibi hiçbir ayrım gözetmemişlerdir. Occasionalismin tabiat görüşüne geri dönersek: Avam halk şöyle zanneder: Allah yere bir çekme özelliği verdi sonra Allah'ın ikinci bir müdahalesine kadar yer kendi kendine nesneleri kendine çeker. Oysa bu doğru değildir. Allah ateşe bir yakma özelliği verdi ve Allah'ın ikinci bir müdahalesine kadar ateş kendi kendine yakmaktadır derler oysa vesilecilere göre buda yanlıştır. Bir nesne yere düştüğünde o şeyi yere düşüren o anda Allah'tır. O anda Hareket ettirici de Allah'tır. Allah'ın hareket ettirmediği bir şeyin hareket etmesi imkânsızdır. Occasionalism teorisinin Cevheri ferd teorisi ile doğrudan bağlantısı vardır. Şöyle ki zaman bölünemez anlardan oluşur ise ki kelamcıların çoğunluğunun görüşüde budur; zaman sürekli değil kesintili olarak ard arda dizilen ve birbirinden tamamen kopuk anlardan(karelerden) oluşur. Zamanın süreksiz olduğu bir evrende cevherler(cisimler) ve arazlar (özellikler) ardışık iki zaman atomu müddetince varlıklarını devam ettiremezler. Bu durumda âlemin haricinde bir Sebebin/Failin Dikey müdahalesi ile bu varlıkları yeniden yaratarak idame etmesi gerekir.
Occasionalism teorisini atom teorisi ile birlikte daha iyi anlamak için şöyle bir misal verebiliriz: Bir video ard arda dizilen donuk karelerden oluşur. Bu kareler ard arda hızlıca yenilenince akış ve hareket ortaya çıkar. Atomik/munfasıl âlemde, âlem videonun kareleri gibi kesikli ve kare kare ilerler. Bizler nasıl ki video kareleri kesintili ayrık ve parçacıklı/quantize olduğu halde o videoyu sürekli algılıyoruz isek âlemi de süreksiz olduğu halde sürekli gibi algılarız. Bir diğer örnekte sürekli yanıp sönen lambadır. Lamba arada bir sönmesine rağmen bizler bunu algılayamaz ve lamba sürekli yanıyor zannederiz. Yani süreklilik bir yanılsama/ilüzyondur ve psikofizikte de buna süreklilik ilüzyonu denir. Duyularımız kelamcıların 12. Mukaddimesinde iddia ettikleri gibi bazı şeylerde yetersizdir ve eksik kalıp duyular yanılabilir. Nitekim ışık kesintili atomik foton parçacıklarından oluşur ve süreksiz yayılır ama bizler ışığı kesintisiz gibi algılarız. Süreksiz atomik munfasıl bir âlemde herhangi bir doğal varlığın başka doğal şeyi etkilemesi mümkün değildir. Bir şeyin başka şeyi etkilemesi için bir arazın mahalini aşıp başka şeye geçmesi gerekir. Mesela bir bilardo topu başka bir bilardo topuna çarpsa birindeki hareketin diğerine geçmesi için hareketin iki zaman atomunda sürekli oluşu gerekir ama hareket sürekli olmadığı için birinden diğerine hareketin transferi muhaldir. O hareket aslında sürekli her an yaratılmaktadır böyle bir ontoloji içerisinde. Dolayısıyla böyle bir tabiat sistemi Allah'tan başka bir Varlığın Hakiki Manada Fail olmasına bir imkân tanımamaktadır. Sonra kelamcilara göre hareket süreksizdir. Yani cisim önceki konumda yok olup bir sonraki konumda yeniden yaratılır. Hareket pürüzsüz kayma olayı değil süreksiz sıçrama adeta teleport (ışınlanma) olayıdır. Kuantum dünyasında bir parçacığın konumunun süreklilik arz etmemesi, adeta bir noktadan diğerine "sıçraması" (Quantum Leap), kelamcıların "zaman ve mekan atomları" fikriyle inanılmaz örtüşüyor. Loop quantum gravity teorisi tıpkı kelamcilar gibi uzay ve zamanı süreksiz quantized ve atomik kabul etmekte ve kelamcilar gibi süreksiz ayrık(munfasıl) geometriyi esas almaktadır. O halde eşarilerin doğa anlayışı neden bilime tezat olsun ki?
Şimdi çok önemli bir konuya değinmek istiyoruz. Vesilecilik Nazariyesini( teorisini ) tenkid edenler Bilimsel bilginin imkânı konusunda şüphe oluşacağını söylemişlerdir. Bizler sırayla ortaya atılan itirazlara değinip onlara eşariler ile batılı vesileci kartezyen filozoflar bağlamında gıyaben yanıt vermeye çalışacağız. Yeri geldiğinde gıyaben verdiğimiz cevapları da tenkid edeceğiz. İlk tenkid şudur: Vesilecilikte doğadaki olaylar zorunlulukla gerçekleşmez sadece muhtemelen olan olasılık genelde olur. Yani bugün yakan ateş yarın yakmaya bilir. Keza yarın dünyanın bu hali yok olup bambaşka bir dünya ile karşılaşabiliriz. Bu itiraza karşılık eşariler: Allah'ın adetini özel durumlar haricinde bozmayacağını söylemişlerdir. Batılı vesileciler şöyle diyebilirler: Tanrı yaratmayı hikmeti gereği veya başka bir sebepten ötürü düzenle yapar ve bozmaz. Fakat eşari gelenekte ilahi fiilerin hiçbir illeti(sebebi) yoktur Tanrı hiçbir garaza(amaç/maksad) sahip değildir. Filler O'ndan zorunlulukla değil imkânla(cevazen) çıkar. Eşarilere göre ilahi ilim irade ve Kudret her şeyi kuşatır. Tanrı ne yaparsa yapsın Haktır ve kendi mülkünde dilediği şekilde tasarruf etme hakkına sahiptir ne yapsa adildir. Bu fikir sufilerde de vardır. Fikrim şudur: Tanrının alemi bu düzen üzere yaratması zorunlu değil ise gerçekten de şüpheci olmak gerekir. Belki ileride her şey alt üst olacaktır ve bizlerde hayret edeceğiz. Fakat bizler daha önceki tecrübelerimize dayanarak olayların düzen içinde sürdüğünü ve gelecektede olmasının garantisinin geçmiş olduğunu iddia edebiliriz. Fakat geçmişle gelecek arasında eğer zorunlu bağlantı yoksa bu varsayım da şüpheli hale gelir. Bir diğer tenkidde şudur: vesilecilikte insanın irade hürriyeti yok olur buda teklifi imkânsız hale getirir. Eşari vesilecileri sorumluluğu kesb teorisi ile çözmeye çalıştılar. Maturidiler ile batıda malebranche insanın cüzi iradesinin mahluk olmayan hür olduğunu iddia ederek Allah'ın insan iradesine göre sonucu varettiğini bu nedenle sorumluluğun insana ait olduğunu iddia ettiler . Bir çok itiraza daha değinip sonra bilimsel bilginin imkânı konusuna geçeceğiz inşaallah. Rogers vesilecilik eğer doğru olursa tanrının bir hilekâr (aldatıcı,ilüzyonist) olacağını iddia eder. Şöyle ki İnsanların nerdeyse tamamı beşikten mezara kadar doğal nedenselliği kabul ederler. Eğer bu şüphe götürmez inanç yanlış ise bizde bu yanlış inancı yaratan Tanrı bizi nedensellik konusunda aldatmış olur. Bir vesileci tanrının iyiliğine referansta bulunarak O'nun kullarını yanıltmayacağını iddia edebilir. Ancak rogers bir vesilecinin Tanrının mutlak iyiliğini savunabilecek pozisyon imkânına sahip olmadığını iddia eder ve bu gerekçesini ortaya atar. Kişinin yanlış düşüncelere sahip olmasıyla Tanrının kişiyi aldatması arasında bir fark olmadığı çünkü düşüncelere neden olanın Tanrı olduğu iddiasıyla desteklemektedir. Bu delile karşı fikrim şudur: Bu tenkid eğer eşariler gibi mutlak radikal vesileci yorum açısından düşünülür ise doğru olan bir eleştiridir. İnsanlar hayatta bazen illüzyonlara kapılırlar. Tek Fail Tanrı olunca o ilüzyonları yapanda Hak olur bu durumda Tanrı illüzyonist olur. Bu ise epistemolojik olarak çok büyük bir sorundur. Çünkü Tanrı karşımızda sözgelimi Bir ateş yaratıp bizde görmeyi yaratmayıp bizi o ateşin içine sokup acı çektirebilir ve bizlerde bu gerçeği O göstermediği sürece asla bilemeyiz anlayamayız. Kartezyen vesileciler bu tenkide şöyle cevap verebilirler: Tanrı ikincil nedensellik inancını insanın özgür iradesine binaen yaratır bu nedenle insan kendi kendini aldatır. Fakat bu cevapta iradenin hür olduğunu varsayımı vardır bu ise zaten tartışılan konudur. Eğer herhangi bir delil olmaksızın bu doğru kabul ediliyor ise müsadere alel matlub (ilkenin talebi) mantık hatası olur.
Vesileci ontolojide gerçekten de Tanrı Hilekâr Olur. Çünkü bütün fiilerin sahibi Tanrı ise ,Tanrı kendi fiilini kulun üzerine atarak adeta kendi yaptığı fiili bir fiil yapmayan kuluna isnad ederek adeta kuluna iftira etmiş hatta yalan söylemiş olur. Bu ise açıktır zira ben bir silah alıp birini öldürsem ve fiili yapmayan bir insana fiili isnad edip o insanı cezalandırsam ben yalancı hilekâr ve zalim olurum.Şahiddeki bu durum gaibte de aynen geçerlidir. Sonra bir de fiiler Tanrıya ait olunca o fiilerin insanlar ait olduğuna dair düşünce ve inançlar da Tanrının yaratmasıyla olur. Bu durumda insanlar kendini fail zanneden ama gerçekte sadece fiilin ortaya çıktığı yer olan adeta marangozun elindeki testere gibi olur. Tanrı insanları epistemolojik olarak yanlış inançlara ve bilgilere konu ederek insanları aldatmış olur. Nitekim vesileci ontolojide akıl yürütme eylemi bilgiyi doğurmaz. Tanrı akıl yürütmeye adetsel olarak bilgiyi yaratır. Yani bilginin Hakiki kaynağı duyular akıl ve haber değil Tanrıdır bu gibi şeyler sadece vesilelerdir. Yanlış bilgiler Tanrıdan kaynaklanıyor ise Tanrı ya yanlış bildiği için yanlış bilgi insanlarda yaratıyordur bu durumda Tanrı cahildir ki bu muhaldir. Ya da Tanrı doğrusunu bildiği halde yanlış bilgileri vererek insanları yanlış bilgilendiriyordur ki bu durumda Aldatıcı olur. Yani rogersin hilekar Tanrı İtirazı aslında kesinlikle doğrudur ve isabetlidir.
Kendisine ait olmayan fiilerden insan neden sorumlu olsun? Bu soru vesileciliğin en zayıf noktasıdır. Zira insanlar kendilerini fiil sahibi oldukları için sorumlu hisseder. Bir de irade hürriyeti de buna eklenir. İkisi de olmayınca mutlak vesilecilik cebriyyeciliğe yol açar. Yani mutlak vesilecilik teklifi ortadan kaldırarak ibahiyyeciliğe yol açar. Zaten vesileci olan bazı sufilerin ibahiyyeci olup sorumluluğu red edip her şeyi mübah saymalarıda bir tesadüf olmasa gerektir. Bazı sufi menkıbelerinde sufiler kendilerine hakaret edenlere bile hiç kızmıyor sadece tebessüm ediyorlar. Mesela bir sufi kendisine hakaret edipte kızma görmeyen adamdan neden bana kızmadın da tebessüm ettin diye soru gelince cevaben: ben senden bir fiil görmedim ki(senin fiilin yok ki) söyleyen sensin ama Konuşturan O'dur(Allah'tır) demiştir. İnsanlara kızmak eğer mümkün olmuyor ise bunun sebebi sorumluluğun ortadan kalkması sebebiyledir.
Şimdi son meseleye geliyoruz: Yazıyı buraya kadar okuyana çok teşekkür ederiz. Vesileci bir ontolojide bilimsel faaliyetler mümkündür. Sadece bilimin amacı doğal nedeni tesbit etmek değil tanrının yaratmasında vesile olan ara nedenleri keşf etmektir. Mesela hastalık tanrıdan gelir ama tanrı onu hangi mikrop aracılığıyla yaratıyor bunu keşf etmek için bilim yapılır.
Öngörülebilirlik (Predictability): Bilim için "zorunlu nedensellik" değil, "istikrar" (stability) gereklidir. Tanrı'nın adetini (yasalarını) keyfi olarak değiştirmemesi, bilim yapmak için yeterli bir zemindir.
Bilim insanı, "Ateş neden yakıyor?" sorusundan ziyade "Ateş hangi koşullarda, nasıl bir düzenle yakıyor?" sorusuna odaklanır.
İşlevsel Bilim: Vesileci bir sistemde bilim, "doğanın gücünü" değil, "İlahi iradenin yazılım kodlarını" deşifre etme faaliyetine dönüşür. Yani mikroskop altına baktığımızda gördüğümüz şey bir "zorunluluk" değil, Tanrı'nın evreni yönetme sanatındaki tutarlılığıdır.Yani bilimsel faaliyetler için doğal nedensellik şart değildir. Oysa bir occasionalist olarak itirazım şudur: Gerçek Neden duyularla değil Akılla bilinir. Duyular sadece o anda var olan vakıayı gösterir. İki şeyin birlikte beraber varolması mutlaka aralarında nedensel ilişki olduğu manasına gelmez. Nedensellik zorunlu değil adettir (alışkanlık).
David Hume, bir agnostik/septik olmasına rağmen, nedenselliğin rasyonel bir temeli olmadığını savunurken tam olarak Gazali ve Eşarilerle aynı noktaya parmak basar:Biz sadece A olayını ve ardından B olayını görürüz.A'nın B'yi "doğurduğunu" veya aralarındaki o "gizli bağı" asla gözlemleyemeyiz. Hume buna "Zihinsel Alışkanlık" der, Eşariler ise "Adetullah" der. Bu paralellik, vesileciliğin sadece "teolojik bir zorunluluk" değil, aynı zamanda "epistemolojik bir problem" olduğunu gösterir. Bununla ilgili şöyle bir örnekte verelim: şimşek çaktıktan her sonra yağmur yağsa ve bu iki olay sürekli beraber gerçekleşse bizlerde buna alışsak: Yağmur yağmasının nedeni şimşektir çünkü sürekli ikisi beraber gerçekleşir desek bu bilgi bilimsel olarak yanlış olur. Şimşek, yağmurun "nedeni" değil, genellikle aynı meteorolojik koşulların (kümülonimbüs bulutları içindeki dikey hava hareketleri ve sürtünme sonucu oluşan statik elektrik) bir sonucudur. Yani şimşek ve yağmur, aynı "üst nedenin" (bulut içindeki enerji türbülansının) iki farklı çıktısıdır.Vesileci bir mantıkla bakarsak:
Bilimsel Açıklama: Nemli hava yükseldi -> Soğudu -> Yoğunlaştı -> Düştü.Vesileci Açıklama: Allah, nemli havanın yükselmesini, yağmurun yaratılması için bir "şart/vesile" kıldı. Aradaki bağ zorunlu değil, iradidir; ancak bu irade "Adetullah" gereği bu fiziksel sırayı takip eder. Peki ya arka planda gözlemlenmeyen başka bir neden varsa? Bu neden bize göre olumsal(mümkün) varlıkların varlık nedeni olan Zorunlu(Vacip) Varlıktır. Kelamciların Allahı deistlerin Tanrısı işte budur .
Endülüs adıyla günümüzde iberya yarımadası olan yerde eşarilik mezhebi son derece yaygındı fakat Endülüs islam devleti de bilim ve felsefede bayağı gelişmişti hatta Endülüs kütüphanesinde rivayete göre milyonlarca kitaplar vardı. Eşari vesileciliği bilime ters değildir sadece bizim alıştığımız bilimsel anlayışa paralel değildir.




Yorumlar
Yorum Gönder